Tıp Etiği Ormanında Bir Sedir Ağacı: Yehova’nın Şahitleri

Yehova’nın Şahitleri, 1872 yılında Charles Taze Russell tarafından kurulmuş bir tarikattır ve günümüzde 8.7 milyona yakın mensubu dünyaya yayılmış hâlde bulunmaktadır. Yehova sözcüğü ilk kez Tevrat’ta geçmiştir ve “tanrı” anlamına gelmektedir. Hz. İsa’nın Yehova’nın oğlu olduğu fakat bir tanrı olmadığını düşündükleri için Hristiyanlık’taki teslis inancına karşı düşerler. Bu sebepten ötürü çoğu zaman Hristiyanlık’tan ayrılan bir Hristiyan mezhebi olarak görülmüş ya da herhangi bir din olarak kabul edilmemişlerdir. Ayrıca Hz. İsa ve Mikail’in aynı varlık olduğuna inanırlar. Şahitlere göre dünya sona erdiği zaman göksel ve dünyasal cennetler oluşacaktır. 144 bin Yehova’nın Şahidi İsa ile birlikte göksel cennette egemenlik sürecek, kurtulmuş olan diğer bireyler de dünyasal cennette sonsuz bir yaşama sahip olacaklardır.

Bu tarikatın inançları İncil’in öğretileri çevresinde gelişmiştir. İncil’i bilimsel ve tarihsel açıdan güvenilir, sembolik bir kaynak kabul etmelerinin yanı sıra Russell’in geleneksel öğretilerinin inançları şekillendirmeye etkisi yadsınamayacak kadar çoktur. İbadetleri yalnızca evrenin egemeni olarak kabul ettikleri Yehova’yadır. Yehova ilk olarak İsa Mesih’i yaratmıştır ve geri kalan her şey İsa aracılığıyla yaratılmıştır. İsa, Tanrı’nın doğrulmamış oğludur. İsa, insan ırkının tüm günahlarının bedelini kanının dökülmesiyle ödemiştir ve bu bağlamda telafi edici bir kurban görevi üstlenmiştir. Şeytan, zamanla Tanrı’ya gösterilen ilgi ve ibadeti kıskanarak Âdem ve Havva’yı kendine itaat etmeye zorlamış; kendisi ve Yehova arasında dünya hükümdarlığı savaşı başlatmıştır. Yehova’nın Şahitlerine göre tüm insanlık, günahkâr durumdadır ancak İsa’nın dökülen kanının insan günahlarının kefareti olduğuna inanmaları, günahkarlıktan kurtulabilecekleri düşüncesini doğurmuştur.

Lord’s Evening Meal



Uygulamalarına bakıldığında ibadetlerin Yehova Şahitleri Krallık Salonu’nda gerçekleştiği görülür. Buluşmalar, Kitab-ı Mukaddes ve Şahit öğretilerinin çalışılmasına adanmıştır. En önemli ve kutsal sayılan etkinlikleri “Lord’un Akşam Yemeği” isimli kutlamadır ve İsa’nın ölümünü anarlar. En iyi bilindikleri özellikleri inançlarını yaymak için kapı kapı dolaşmaları ve ilgi gösterenlere İncil’i ücretsiz öğretmeyi teklif etmeleridir. Ahlaki inançları tutucu Hristiyanlarınkiyle benzerlik gösterir. Evlilik dışı cinsel ilişkiler tarikat üyeliğinin sonlandırılmasıyla sonuçlanır, kürtajın cinayet olduğunu düşünürler. Kumar, sarhoşluk, tütün ve illegal ilaç kullanımları yasaklanmıştır. Erkeğin evde sözü geçen son kişi olduğuna inandıkları ataerkil aile inançları vardır. Evlilik yalnızca zinayla bitirilebilir. Onlara göre bağlılık yalnızca Tanrı’yadır. Bu yüzden politik meselelerde tarafsız kalmayı, dünyevi olaylara karışmamayı yeğlerler. Dini kutlamalardan, doğum günü partilerinden, putperest inanca dayanan eğlencelerden uzak dururlar. Milli marş ve bayraklara taahhüt etmez, milli savunma kolları ve askeri görevlerde yer almazlar. Şahitlere, tarikat üyesi olmayan insanlarla sosyal bağ kurmamaları öğütlenmiştir çünkü tarikat üyesi olmayan insanlar dünyevi bağlılıklarından ötürü tehlike arz etmektedirler. Bu yüzden keyif için ayırdıkları zamanları kendileri gibi kişilerle geçirmeyi tercih ederler.

Belki de hekimler için Yehova Şahitlerinin en önemli inancı kan transfüzyonunu reddetmeleridir. Bunun nedeni, Tevrat ve İncil’de kandan uzak durmaları gerektiğinin emredilmesidir. Onlar, Tanrı’nın gözünde kanın hayatı temsil ettiğini düşünürler, ona itaat etmek için kan almazlar. 1961 yılında kan kabul etmenin cezası dinden çıkarılmaktı. Her ne kadar alyuvar, akyuvar, plasma ve kan pulcuğu almamaları gerektiği emredilmişse de çeşitli kurallar çerçevesinde az önce sayılan bileşenlerden oluşan fraksiyonları opsiyonel olarak alabilmektedirler. Bu da transfüzyonla ilgili farklı görüşlerin olduğunu göstermektedir.

Kan transfüzyonu ret belgesi

Yeri geldiğinde kendi kanlarını bile almaya tereddüt eden Şahitler, tıp etiği ve otonomi açısından çok fazla önemli konumdadırlar. Özellikle Nazi deneylerinden sonra hasta hakları ve otonominin güç kazandığı çağdaş tıp biliminde hastanın kendisi için en doğru olanı seçmesi, altın kural hâline gelmiştir. Bu bağlamda hekimlere düşen, karar verme yetisi olan hastaya tıbbi prosedür hakkında gerekli bilgiyi verdikten sonra son sözü hastaya bırakmaktır. Az önce de bahsettiğim üzere kan almayla ilgili Şahitler arasında farklı görüşler olabileceğinden hekim, hastanın bu konuda görüşünü almalıdır.

Nasıl ki bir Şahit hayat kurtarıcı kan transfüzyonunu reddedebiliyorsa aynı şekilde hekim de kan olmadan gerçekleşmesinin çok riskli olduğu ve yapılmasının hayati önem taşımadığı bir cerrahi işlemi yapmayı reddetme hakkına sahiptir. Hastaya neden bu cerrahi işlemi yapmadığını, yapmasının getirebileceği kötü sonuçları ve riskleri açıklamalıdır. Eğer hasta risklerin bilincindeyken bu işlemin kan olmadan gerçekleştirilmesi konusunda ısrarcıysa hekim, hastasını başka bir hekime yönlendirmelidir. Prosedür öncesinde hasta, hekimin üstünden risk yükümlülüğünü kaldırmak adına bir form imzalamalıdır. Acil servislerde ise hekim, kan kabul etmeyen hastasını tedavi etmeyi reddetmemeli; zor koşullar altında bile olsa kan transfüzyonu kabul etmemenin doğuracağı sıkıntıları hastaya açıklamaya çalışmalıdır.

Hekimin Yehova Şahitlerinden olan bir hastasıyla yapacağı görüşmenin gizliliği bu süreç için çok önemlidir. Pek çok şahidin kan transfüzyonu yapmaya istekli oluşu ancak bu bilginin dinden çıkarılmayla sonuçlanmasından korkmaları, onları transfüzyondan alıkoymaktadır. Hekim, süreçle ilgili tüm bilgilerin gizliliği konusunda hastayı ikna etmeli; üçüncü kişiler tarafından hastane kayıtlarına ulaşılamayacağını ve dolayısıyla transfüzyonun mahremiyet çerçevesinde saklı kalacağını söylemelidir.

Aynı şekilde çocuk hastalarda da aile dinamiğine dikkat edilmesi gerekir. Ebeveynler çocuklarını transfüzyonu kabul etmeleri için cesaretlendiremeseler de Sosyal Kalkınma Bakanı ya da hekimin kendi retlerini görmezden gelmelerini hoş karşılayarak çocukları adına karar verme sürecinde hekimi yetkin kişi kabul edebilirler.

Geçmiş yıllarda birkaç düzine hastanede kansız tıp programları düzenlendi ve şaşırtıcı bir şekilde bu eğitimi alan hekimlerin diğer, şahitlere dahil olmayan hastalardan da daha az sıklıkla kan testi istediği gözlendi. Kansız tıp programı uzmanları, ABD’de kan transfüzyonunun daha tutumlu gerçekleştirilmesiyle ilgili bir ulusal hareketin öncüsü oldular. Geniş perspektifli araştırmaların sonucuna göre kan transfüzyonun daha az kullanılması iyi sonuçlar getirdi çünkü bağışlanan kan başta immünolojik reaksiyonlar ve enfeksiyon olmak üzere tüm bireyler için risk taşımaktaydı.

20 yıl boyuna Yehova Şahitlerini tedavi etmiş nörocerrahi uzmanı Alfred Abe Steinberger’e göre kansız tıp uygulamaları cerrahi beceriden çok daha fazlasını gerektirmektedir. Alınan ufak önlemler ve koordineli çalışma sayesinde kan kaybı minimum düzeyde tutulabilmektedir.

Son olarak kansız cerrahi işlemlerde izlenen yöntemlerden bahsetmek gerekirse işlem öncesinde en az girişim gerektiren yöntemin dokulara verilecek hasarı minimum düzeyde tutabilmek için belirlenmesi gerekir. Microsampling sayesinde hasta kanının etkili kullanımı, gereksiz kan kaybını azaltmak için önemlidir. Vitamin ve besinler sayesinde alyuvar sayısı artırılarak vücudun kan kaybıyla başa çıkması kolaylaştırılır. Hemodilüsyon yöntemiyle kanın seyreltilmesi, kaybedilen kanın vücudu fazla etkilememesini sağlar. Ameliyat esnasında anestezi teknikleriyle kan basıncının düşürülmesi sonucu kan kaybı azaltılabilir, kan kaybını durduran hemostatikler kullanılabilir, non-invaziv hemoglobin sayımı yapan monitörler sayesinde laboratuvara kan örneği gönderilmeden hemoglobin değerleri ölçülebilir. Ameliyat sonrasında da kandaki oksijen miktarını artırarak hücre sayısını çoğaltmak ve kaybedilen kanı telafi etmek amacıyla hastaya çeşitli ilaçlar verilmektedir.



Her insanın kendi hayatını idame ettirme şekli başkasının özgürlüğünü kısıtlamadığı sürece saygıdeğerdir ve yine her bireyin vücut bütünlüğü, vücudu hakkında aldığı kararlar kutsaldır. Başkalarının hayat tarzlarıyla ilgili eleştiri yapmak bizlerin haddine değildir. Unutmamalıyız ki bizi özel kılan şey farklılıklarımızdır, aramızdaki bağları güçlendiren ise farklılıklara gösterdiğimiz saygı ve hoşgörüdür.



Yazar: Emir Mert