Pandeminin Kısa Tarihi

Pandemi; dünyada birden fazla ülkede veya kıtada etkili olup yayılım gösteren salgın hastalıklara verilen genel isimdir. Eski Yunanca’da pan(tüm) ve demos(insanlar) kelimelerinin bir araya getirilmesiyle oluşturulmuştur.

Şu an tüm dünyada etkili olan COVID-19 pandemisi bizim ülkemizi de 11 Mart 2020 tarihinden itibaren etkisi altına aldı. Önceden belgesellerde, filmlerde veya kitaplarda deneyimlediğimiz pandemiyi artık birebir yaşıyoruz ve bu süreç bittiğinde bizlerde bırakacağı izin ne boyutta olacağı merak konusu.



İnsan biyo-psiko-sosyal bir varlıktır ve bu yaşanan pandemi insanın bir nevi tanımlaması olan bu üç kelimeyi birçok yönden etkiledi ve etkilemeye de devam ediyor. Bu etkiyle beraber kendimize ve çevremize normal şartlarda asla getiremeyeceğimiz sınırlamalar getiriyoruz ve aslında bu süreçte öğrendiğimiz şeylerden biri de salgın bitene kadar bu sınırlamalarla yaşamayı sürekli hale getirebilmek.

Pandeminin insanlar üzerinde yarattığı olumsuz etkilerin en büyük nedenlerinden biri “belirsizlik hali” içinde olmasıdır. Bu belirsizlik hali günümüzde yaşadığımız pandeminin yanı sıra geçmişte yaşanan pandemilerin de hiç şüphesiz kaderi olmuştur.

Pandemi bizleri sadece izolasyon süreciyle etkisi altına almıyor. Bizler şuan 50-100 yıl sonra insanlara derslerde, yine aynı şekilde belgesel,film ve kitaplarda konu olacak ve bizden sonraki nesillere yaşadığımız bu günleri ayrıntısıyla aktaracak kadar önemli günler yaşıyoruz. Pandeminin sadece bu dönemde yaşanmadığının ve muhtemelen de yaşanmayacağın bilincinde olmak, bu durumun bizlerde yarattığı olumsuz etkileri bir nevi azaltmak adına son derece etkili olacaktır diye düşünüyorum.



Kara Ölüm

Kara Veba olarak da adlandırılan Kara Ölüm tarihteki en ölümcül salgınların başında yer alır. Yernisia pestis adlı bakterinin damlacık veya pire ısırması yoluyla insana bulaştığı bildirilmiştir.

1334-1372 yılları arasında Avrupa’nın yaklaşık üçte birini yok eden ve 1879’a kadar aralıklı salgınlarla devam eden Kara Ölüm yaklaşık 200 Milyon insanın ölümüne neden olmuştur.



17.yüzyıl Avrupa’sında henüz hastalık yapıcı mikrop teorisi açıklanmamışken doktorlar vebayı kişinin huyundan veya vücut sıvılarındaki zehrin hava yoluyla yayılmasından dolayı insandan insana bulaştığına inanıyorlardı. Bir inanca göre bu doktorlar vebanın onlara bulaşmasını engellemek için, çoğumuzun aklında kalan bir görüntü olan, kuş gagası görünümünde bir maske takıyorlardı. Bu maskenin içini 55’ten fazla bitkiyle doldurarak oluşturdukları tütsü ve parfümlerin veba bulaşacak bölgeleri dezenfekte ettiğine inanıyorlardı. Ayrıca bitkilerin ve gaga şeklindeki bu maskelerin vebanın doktorun burun deliklerine ve akciğerlerine gelmeden önce bir bariyer oluşturup onu koruduğuna inanıyorlardı.

Doktorlar sadece yüzlerini bu maskelerle kapatmakla kalmayıp deri eldivenler, uzun paltolar, botlara bağlı pantolonlar giyerek kendilerini vebadan korumaya çalışıyorlardı.

17.yüzyılda veba doktorlarının vebadan korunmak için giymiş oldukları bu kıyafet günümüzde doktorların COVID-19 salgınından korunmak amacıyla giymiş oldukları kıyafete ilham kaynağı olabileceğini düşünmek de kaçınılmazdır.

İspanyol Gribi

Diğer adı İspanyol Nezlesi olan İspanyol Gribi 1918-1920 yıllarında etkili olmuş ve yaklaşık 50 Milyon insanın ölümüne neden olmuştur. Etkeni H1N1 virüsünün ölümcül bir alt türüdür. İlk olarak ABD’nin New Mexico eyaletindeki askerlerde ortaya çıkmış ve 1. Dünya Savaşı’nın devam ettiği döneme denk geldiği için ABD’den Avrupa’ya savaşa giden askerler aracılığıyla Avrupa’ya taşınmıştır.

İspanyol gribinde ilk dalganın yaşandığı dönemde hastalığın belirtileri hafif, süresi kısa ve öldürücülük oranı da normal mevsim griplerinden çok da farklı olmadığı için bu durum çoğu ülkede ciddi önlemlerin alınmamasına neden olmuştur.

Resmi olarak alınan ilk önlemler hastalık ortaya çıktıktan 6 ay sonra uygulanmaya başlanmış olup insanların toplu bulunduğu mekanlar kapatılmış, kiliselerde Pazar ayinleri yasaklanmış, okullar ve kışlalar gözlem altına alınmıştır. Vaka sayısının çok olduğu yerlerde cenaze törenleri de iptal edilmiştir. Salgının zirve yaptığı noktada Türkiye dahil tüm dünya ülkeleri etkilenmiş, el sıkışmak bile suç haline gelmiştir. Ama bazı ülkelerde önlemler sürekli hale getirilemediği ve zamanından önce hafifletildiği için üç defa dalgalanma dönemi yaşanmıştır.

İspanyol gribinin yaşandığı dönemde hastalıkla ilgili çok az bilgi elde edilmiştir. Salgın 1918 yılında başlamasına rağmen hastalığa bir virüsün neden olduğu 1930 yılında tanımlanmış ve virüs ilk defa 1933 yılında bir labaratuar ortamında ayrıştırılabilmiştir.



Salgının adı da anlamını doğru bir şekilde taşımamaktadır. Şöyle açıklamak gerekirse İspanya 1. Dünya Savaşı’nda tarafsız kalan sayılı ülkelerden biri olmuştur ve bu yüzden de salgınla ilgili haberleri basında serbestçe duyurabilmiştir. Gazetelerin birinci sayfalarında salgında ölenlerin isimleri yazılmış bu nedenle dünyanın birçok yerinde hastalığın başladığı yer İspanya olarak kabul görmüştür.



Ayrıca bu dönemde yaşadıklarını yazıya döküp sonraki nesillere aktaran insanlar da olmuştur. Bunlardan biri 15 yaşındaki Violet Harris’tir ve yaşadıklarını kendi gözünden şu şekilde anlatmıştır: “Bu akşam gazetelerde İspanyol gribinin yayılmasını önlemek amacıyla ikinci bir habere kadar tüm kiliselerin, gösterilerin ve okulların kapalı olacağı duyuruldu. İyi bir fikir mi? Bence evet! Tahminimce tüm diğer okul öğrencileri için de… Tek olumsuz durum okul kurulunun eksik günleri dönem sonunda ekleyeceklerini açıklaması…”

Yine aynı şekilde bu döneme şahit bir doktor olan N. Roy Grist Boston’daki bir askeri kampta yaşadıklarını arkadaşına anlatırken kişinin günde 1-2 belki de 20 kişinin ölümünü görmeyi kaldırabileceği fakat günde yaklaşık 100 hastayı kaybettiklerini kendi duygularını da belirterek aktarmıştır.

Görünen o ki bizler pandemi ruhunu yaşayan ilk insanlar değiliz ve geçmişe baktığımızda büyük olasılıkla son yaşayan insanlar da olmayacağız. Bu dönemi yaşarken bizde yarattığı tedirginlik duygusunu dizginleyip kontrol altına almak; kendimiz,çevremiz ve diğer insanlar adına üzerimize düşeni yerine getirmek pandemiyi atlattıktan sonra bize kalan en değerli şeylerden biri olacaktır.



Yazar: Türkan Şahan - Kahramanmaraş Sütçü İmam TÖB/LORA